Burada kaydetmek istediğimiz son husus, hemen önümüzdeki yıllara dönük olmasa da, Türkiye'nin, günümüzde, pek skoplarda olmayan, stratejik, gayet önemli diğer bir özelliği, "güneş zenginliğidir". Sıcak kuşağın kuzeye kayacak olması sonucu karşı karşıya kalınacak "su kıtlığı sıkıntısı", ne ki işte, bizim açımızdan bir avantaja dönüşebilmektedir. Avrupa, enerji açısından kurak bir yöredir. Petrol; keza, gerek Rusya'dan Avrupa'ya verilmekte olan doğal gaz, gerekse de üzerimizden, yine Avrupa'ya verilecek olan doğal gaz ise, tabiatıyla sonludur. Avrupa bu durumda, sonraki evrelerde, öndeki bir seçenek olarak, her halde güneş enerjisine yönelmek durumunda olacaktır. Bu açıdan Avrupa'nın iki temel kaynağı vardır: Kuzey Afrika ve Türkiye. Türkiye, bütün Güney Avrupa Ülkeleri'nin (İspanya, Fransa, İtalya, Eski Yugoslavya ve Yunanistan) gördüğünden, iki kat daha fazla güneş görmektedir.
Dolayısıyla bilhassa Türkiye'nin aldığı güneş enerjisiyle su, hidrojen ve oksijenine ayrıştırılacak; hidrojen, sıvılaştırılarak, ya tankerlerle ya da boru hatları ile Avrupa'ya verilebilecektir., , Ya da demin değindiğimiz biçimde, Türkiye'de kurulacak büyük hidrojen santrallerinde elektrik üretilecek, bu elektrik, iletim hatları ile Avrupa'ya verilebilecektir.
Hidrojen malûm, temiz bir enerji kaynağıdır. Yanınca (yani, oksijenle birleşince), hayatiyetimizin baş bir kaynağı olan, su vermektedir. Hidrojen; yukarıda güneşimiz, gezegenimizde de (oksijen ve hidrojene) ayrıştırılabilecek su oldukça, üretebileceğimiz; demek ki pratikçe hep kullanılabilecek, bir enerji kaynağı olmaktadır. Öyleyse, güneş enerjisi, önümüzdeki, herhalde şöyle bir elli yılda, ülkemiz açısından ciddi bir stratejik özellik kazanabilecek gibi durmaktadır.
Ülkemize dönük çeşitli stratejiler çalışılırken, göz önünde tutulması yerinde olacak bir nokta da işte, budur.
Dünya atmosferine, başta asit oksitleri ve karbondioksit olmak üzere, daha fazla miktarda istenmedik madde ifrazatına izin vermeyen Kyoto Protokolü'nün; bir defa, en kötü ahvalde doğal gaza öncelik tanıması; daha sonraki bir evrede ise, hidrojen enerjisini baş bir rolde öngörüyor olması itibariyle, Türkiye'nin, katmerli bir stratejik özellik kesbettiği hususuna dikkat ediliyordur.
Güçlü bir Türkiye Olmanın Koşulu: İç İstikrarı Olan Bir Türkiye
Bunun Koşulu: Sosyal Eşitsizliklerden Arındırılmış Bir Türkiye
Her hal-u kârda, bölgede kişilikli ve güçlü bir Türkiye gerçekleştirmenin koşulunun, her ne olursa olsun, en önce, istikrarlı bir Türkiye olduğu unutulmamalıdır. Böyle bir Türkiye ise, iç barışı sağlam temellere oturmuş, bir Türkiye gerektirmektedir ki, bunun da birincil koşulu, gelir dağılımındaki adalettir.
Ülkemizin etrafı hiç kuşkusuz bize yönelik pek çok tehditle sarılıdır. Bunların hepsi de bizi istikrarsızlaştırmak, bunun da ötesinde kendi emelleri için, ellerinden geldiğince tüketmek üzere debelenip durmaktadırlar. Ne var ki bunların hiç biri, iç barışımızı tehdit eden sosyal eşitsizliklerden daha önemli sayılamayacaktır.
Her türlü "ulusal stratejik yaklaşımın"; konumuz açısından bakacak olursak; bilhassa Avrupa enerji tablosunda belirecek ihtiyaçtan yararlanıp, bunu ülkemize yönelik bir katma değere dönüştürecek; demek ki bir Türkiye optimali sağlayacak (o arada tarihi ve kültürel, keza lâik stratejik özelliklerimizi, öteki türlü olacağından daha çok öne çıkartmamız olanağını bize bahşedecek), "ulusal stratejik yaklaşımların", sağlıklı biçimde kurgulanıp sürdürülebilmesinin baş bir düğüm noktası, işte bu olgudur.