Başbakan Erdoğan, yaptığı son boykot çağrısıyla, demokrasinin bütün kurallarını ve teamüllerini yıkarak hepimizi şaşkınlık içinde bırakan bir yola girdi. Herhangi bir kişi, ya da bir sivil toplum kuruluşu bir yayın organını boykot kararı alabilir; bu da sivil toplumun mücadele biçimlerinden biri olarak düşünülebilir. Ama bir siyasi iktidar böyle bir kampanya açtığı zaman olay bambaşka bir anlam kazanır.

O zaman bu, siyasi iktidar eliyle toplumda ideolojik hegemonya kurma, toplumu tek tipleştirme denemesi haline gelir. Parti de de bu hegemonyayı sağlamanın jandarması... Haluk Şahin son yazısında güzel özetlemiş; "Acaba Erdoğan şunları düşündü mü?" diyor ve sayıyor:

1) Bazı gazeteleri okumamak bir siyasal tutum işareti olacaksa, onları okumak ne anlama gelecektir? Yani, o gazeteleri okumaya devam edenlere ne yapılmasını önerilmektedir? Ve tabii ülkeyi, belirli gazeteleri okuyanlar (Gafiller?) ve okumayanlar (Makbuller?) olarak ayırmak özünde bölücü bir yaklaşım değil midir?

2) Ya bu gazeteleri okuyanlarla okumayanlar arasına ekilen husumet şiddete dönüşürse? Somuta dökecek olursak, AKP lideri Erdoğan, parti toplantılarına gelen AKP'lilerin üzerinden, örneğin Hürriyet Gazetesi çıkması halinde ne yapılmasını önermektedir?

a) Gazete oracıkta imha edilir, yurttaş içeri alınır,

b) Yurttaş şüpheli sayılarak içeri alınmaz,

c) Yurttaşa, özeleştiri yaptıktan sonra, o gazeteyi kendi eliyle yakması önerilir ve gazete yanarken alkış tutulur, vb. Evet, biraz kara mizah gibi görünüyor, ama bu ülkede birçok kişinin salt Cumhuriyet gazetesi okudukları için dövüldükleri, hatta öldürüldükleri unutulmasın.

Ya yarın öbürgün Hürriyet, Milliyet, Posta, Radikal gazetesi taşıyanlara saldırılar başlarsa? Onları satan bayilere saldırılırsa? Ya polis, Başbakanımız böyle istiyor diye düşünerek görevini gereğince yapmazsa? Başbakan Erdoğan ne kadar tehlikeli bir silahla oynadığının farkında mı acaba?"

Bazı gazeteciler bu olayda tarafsız kaldıklarını söylüyor, "al birini vur ötekine" diyorlar. Doğrusu, ben bu olayda hiçbir zaman terazinin iki kefesinde birbiriyle karşılaştırılabilecek güçlerin olduğunu düşünmediğim için, tarafsızlık diye bir tutumu da anlayamıyorum. Bir tarafta, malum özelikleriyle bir medya grubu duruyor. Okursunuz, okumazsınız, basın-yayın ilkelerini ihlal ettiği zaman yasal sınırlar içinde mücadele edersiniz. Öbür tarafta ise istesem de istemesem de, beğensem de beğenmesem de beni idare edecek olan bir iktidar...

Ben elbette, asıl olarak beni idare eden tarafın yaptığı hatayla ilgilenirim. Onun yaptığı hataya karşı acımasız davranırım. Karşı taraftaki hata yapıyor diye, ona da hata yapma hakkı tanımam. Tıpkı, teröristle mücadele eden bir iktidara bu mücadelesinde teröre başvurma hakkı tanımadığım gibi...

Kapatma Davasının sonuçlanmasından bu yana olup bitenleri şöyle bir düşünün... Nereden nereye geldik. Davanın sonuçlanmasından sonra rahat bir nefes alan ve güç tazeleyen AK Parti'nin yeniden atağa kalkmasını, Türkiye'nin önünde bekleyen temel sorunlara yönelmesini, AB sürecine dört elle sarılmasını bekliyorduk.

Kıbrıs meselesinin çözümünde önemli fırsatlar vardı önümüzde. Hükümetin dış politikadaki akıllı hamleleri sayesinde Türkiye dünya çapında önemli bir aktör haline geliyordu. Yerel seçimler siyasetin gerçek rayına oturması, bir hizmet yarışına dönüşmesi için fırsattı. AK Parti, kendini bir süre için de olsa "rejim kavgaları"ndan kurtarmış bir şekilde bütün Türkiye'yi kucaklayıcı, toparlayıcı bir çizgiye girebilir, didişmeden bıkmış usanmış kitlelerin gönlünü kazanabilirdi. Bir de şu anki duruma bakın. Peki ne oldu da Erdoğan, birdenbire böyle kavgacı, öfkeli; birleştiren değil bölen bir tutuma girdi?

Nasıl oldu da, hem içte, hem dünya çapında oluşturmayı başardığı demokratik ittifakı bir hamlede gözden çıkarabildi? Bir yayın grubunun (velev ki kasıtlı olsun) aleyhte yayını bir siyasi iktidarı, yıllarca uğraşıp didinip yaratmaya çalıştığı imajı mahvedecek, kazandığı sempatiyi, kurduğu ittifakları yerle bir edecek kadar saçma bir noktaya getirebilir mi? Şu anda kafaları kurcalayan en önemli soru, bunun "hesaplı kitaplı" bir öfke mi, yoksa başbakanın karakterinden kaynaklanan kontrolsüz bir patlama mı olduğu galiba...

Açıkçası ben bunun Başbakan'ın örneklerini daha önce de gördüğümüz fevriliğinden, eleştiriye tahammülsüzlük zaafından kaynaklanan bir durum olmasını tercih ederim. Çünkü bu, parti içindeki ortak aklı harekete geçirerek daha kolay başedilebilecek bir durumdur.

Ama eğer tersiyse, yani bu "hesaplı kitaplı" bir öfkeyse, bu hesap-kitap çok yanlış yapılmış demektir. Ve AK Parti bu hesap hatasının sonuçlarını çok yakında, mesela önümüzdeki yerel seçimlerde acı bir şekilde görür.

www.timesturk.com
Yazarlar
 
Java Script Time
Köşe yazarı
TIMES TURK                                           
timesturk@timesturk.com
Meydan savaşı
EŞREF AYDINLA
GAZETECİ
KÖŞE YAZARLARI

İNDEX - HABERLER - ÖZEL HABER - POLİTİKA - TÜRKİYE GALERİ - HAFTALIK GALERİ - MAGAZİN GALERİ - İKİNCİ EL -
İLGİNÇ HABERLER - SİZDEN GELENLER - OYUN SIRLARI - DİN - DÜNYA GALERİ - MAGAZİN - HANIMLARA ÖZEL - YAZARLAR - KÜNYE


TIMES TURK                                          
Web Page Maker, create your own web pages.