Başbakan Tayyip Erdoğan sinirli mi, yoksa sinirliymiş gibi mi yapıyor?
Dün gece Erdoğan, Türkiye'de benzeri görülmemiş (en azından yakın tarihimizde hatırlamıyorum) bir çağrı yaptı ve parti üyeleri ve yandaşlarını yalan yanlış haber yapan medyayı boykot etmeye çağırdı.
İsim vermedi ama Erdoğan'ın Doğan Grubu gazetelerine yönelik boykot çağrısı yaptığını dağdaki çoban bile anlamıştır... İktidarın, Aydın Doğan ile iki haftadır sürdürdüğü ve Türkiye'nin gündemine sert polemiklerle soktuğu tartışma, hedefi yeterince işaret ediyor...
Erdoğan hiç kuşku yok ki yanlış yapıyor...
Neden mi?
Bugün iktidar, medya, muhalefet hep birlikte Almanya'da kurulu Deniz Feneri Derneği'nin yolsuzluklarına odaklanmalıydı. Hepimiz, din adına insanlarımızın iyi niyetini sömürenleri, bağışları kendi şirketlerine aktaranları (Türkiye uzantılarını) ortaya çıkarmaya çalışmalıydık. Ama iktidar bu noktaya odaklanmaktansa, (en iyi niyetli söylem ile) konu üzerinden dayak yiyeceği hesabıyla gündemi değiştirme gayreti içinde gözüküyor.
Başbakan Erdoğan'ın "boykot" çağrısını neden yaptığına dair yanıt arayanların kullanacağı argümanları sıralayalım.
Rakip medya grubunu damadı yönetiyor
Türkiye'nin en büyük ikinci medyası Sabah Grubu, Çalık tarafından satın alındı. Çalık Grubu iki kamu bankasından 800 milyon dolara yakın bir kredi kullanarak Sabah'a sahip oldu. Bu kredinin siyasi iktidarın izni, onayı ve hatta yönlendirmesi olmadan Çalık'a verildiğini söylemek sanırım Türkiye gerçeklerini bilmemek anlamına geliyor. Ve üstelik Çalık Grubu'nun medyasının başında Başbakan Tayyip Erdoğan'ın damadı var.
Kendi yazarı Hınçal Uluç'un da deyimiyle Sabah, "Kraldan çok kralcıların" elinde, iktidara yakın bir yayın politikası izliyor. Değişen çizgisi veya iktidara yakın algısı gazetenin tiraj kaybetmesine yol açıyor. Dünkü verilere göre, Sabah'ın günlük tirajı 343 binlere geriledi. Haftalık ortalaması ise 400 binin altında. Yakın geçmişe göre günlük 100 bin civarında bir kayıp var. Ve reklam gelirlerinde de buna paralel dramatik düşüşler olduğu öne sürülüyor. (Ancak bu konuda resmi bir rakamın olmadığını belirtmeliyim.)
Deniz Feneri'nde suçlanan kişi Başbakan'ın yakını
Bir başka noktanın altını çizmekte fayda var. Türkiye bugünlerde neyi tartışıyor?
Almanya'da kurulan Deniz Feneri e.V adlı derneğin bağış altında topladığı 43 milyon euro'nun akıbetini tartışıyoruz. Bu paranın önemli bir bölümünün Türkiye'de Kanal 7'nin sahibi Zekeriya Karaman'ın yönettiği bir organizasyona aktarıldığı konuşuluyor. Parayı Karaman ve arkadaşlarına aktardığını söyleyen kişiler, Almanya'da hapis cezaları aldı. Peki Karaman kim? Tayyip Erdoğan'ın oğlu ile Karaman'ın oğlu bacanak. Ve Tayyip Erdoğan'ın hısımlık ötesinde iyi tanıdığı bir isim Karaman.
Karaman ile Türkiye'de kurulu Deniz Feneri Derneği arasında da yakın bir ilişki var.
"Son yüzyılın yardım derneği" reklamıyla bağış toplayan Türk Deniz Feneri ile Almanya acısından "son yüzyılın en büyük dolandırıcılığı" olarak adlandırılan Almanya Deniz Feneri arasında pek çok ilişki kurulduğu kamuoyuna yansıdı. Almanya'daki dava da bunlar dile getirildi. Türkiye'deki derneği kuranlardan Harun Kapıyoldaş, hem Almanya'daki soruşturmada adı geçiyor, hem de şu anda Karaman'ın ve şirketlerinin tüm mali işlerini düzenliyor. Ayrıca Dernek Başkanı Engin Yılmaz ile Zekeriya Karaman çeşitli şirketlerde hisse alışverişleri var. Türkiye, Allah adına yardım maksadıyla para toplayan ve paraları kendi şirketlerine aktarmakla suçlanan bir kişinin sorgulanarak iddiaların netlik kazanmasını beklerken, Erdoğan, yandaşlarına Doğan medyasını hedef gösterdikten sonra, isim vermeden boykot çağrısı yapıyor.
Karşıt gördüğü medyayı itibarsızlaştırmak mı istiyor?
Erdoğan kendisi hakkında çıkan yalan yanlış haberlere kızmakta haklı olabilir. Ancak Zekeriya Karaman (isim vermesine gerek de yok) ve Avrupa'da para toplayıp zimmetlerine geçirenlere yönelik kızma işareti gösteren tek bir söz bile söylememiş olması, Tayyip Erdoğan'ın inandırıcılığını zedeliyor.
Erdoğan'ın sinirlenerek ağır sözler etmesine Türkiye alışık. Hatta bunun kimilerinde bir sempati yarattığı bile söylenebilir. Ancak Erdoğan'ın Doğan ile ipleri germesi anlık bir sinirlenmenin ötesinde bilinçli, planlı oluşturulmuş bir politikanın ürünü olduğu anlaşılıyor.
Neden? Bu soruya gerçekten inandırıcı yanıt arayanların speküle edeceği noktalar var:
1)Erdoğan, damadının yönetimindeki Sabah'ın güç kaybetmesini durduracak bir hamle yapıyor.
2) Erdoğan, yakını Zekeriya Karaman'ı gözlerden uzak tutacak yeni bir gündem oluşturuyor
3)Yandaşlık tanımı yapılmayan ve karşıt medya olarak ifade edilen (siyasi rakip olarak algılatılan) Doğan Grubu'nun, Karaman ve Deniz Feneri üzerinden Erdoğan'ı ve AKP'yi yolsuzluklarla yıpratmasını engelleyecek bir itibarsızlaştırma, inandırıcılıklarını yok etme politikası güdülüyor...
Ve galiba, Erdoğan, en azından kendi sempatizanlarına "Bunların yazdıklarına aldırmayın. Bunlar zaten yalancı. CHP ile işbirliği yapıyorlar" demek için inandırıcılığı yüksek bir senaryo yazıyor...
Korkulan bağış ekonomisinin yok olması olabilir mi?
Son yazımda dile getirmiştim. Bana göre, Deniz Feneri gibi yardım dernekleri iktidar acısından çok önemli. Her yıl yüzmilyonlarca dolarlık (nakit ve ayni bağış) yardım topluyorlar. Sadece Deniz Feneri bilancosuna göre geçen yıl 250 bin aileye yardım eli uzatmış durumda. Binlerce gönüllü bu dernek için çalışıyor. Dernek yöneticileri, çalışanlar siyasi olarak muhafazakar bir siyasi görüşü temsil ediyorlar. Yani iktidar acısından oya havale edilebilecek bir organizasyon kurulmuş durumda. Bu işin bir de ekonomisi var. Fakirlere dağıtılacak yardımların hangi firmalardan satın alınacağını da kendileri belirliyor. Ve genelde tercih edilen firmalar, patronlarının dünya görüşlerine göre (Bunu bir iddia olarak değerlendirin) belirleniyor. Başka bir deyişle yardım ekonomisi aynı zamanda iktidara destekleyen zengin bir sınıf da yaratıyor. Yolsuzluk haberleri bu tip derneklerin faaliyetlerini engelleyecek bir boyuta ulaşabilir ve bağış ekonomisini çökertebilir. Sanırım iktidar kendi yarattığı ve büyümesini desteklediği sınıfın sıkıntıya girmesinden korkuyor!
Başbakan medya pazarını rekabet dışı yollarla bozuyor!
Konuya dönersek, Başbakan'ın boykot çağrısı tutar mı?
Yanılıyor olabilirim ama tutmaz, tam aksine Hürriyet ve diğer Doğan Grubu gazetelerinin tirajları artar. Çünkü Başbakan kendi yandaşlarına bu gazeteleri "okuma" derken, kendisine kızanlara da "Hürriyet ve grubun diğer gazetelerini oku" mesajı veriyor. Başbakan bilerek veya bilmeyerek medya sektöründeki pazar payını değiştirecek, pazardaki dengeleri pazar dışı parametreleri kullanarak bozacak adımları atıyor.
İktidarı, demokratik yollar dışında yıkmaya çalışanların zihniyeti ile Doğan'ı rekabet dışı zayıflatmaya çalışan zihniyet arasında fark var mı sizce?
İlki iktidarı ne kadar güçlendirip, muhalefeti zayıflattıysa, boykot çağrısı da Doğan'ı güçlendirecek, rakiplerini zayıflatacak...
Başbakan'dan boykot çağrısı!